ALLAH HARAKET EDERMİ….?!

Değerli kardeşlerim,Vehhabi akidesinin Allaha haraket nispet etmesi ve Allahin haraket etmekten münezzeh oluğunu,Selefin ve Halefin akidesinin bu yönlü olduğunu sizlerle paylaşacağiz

والكبد والطحال ونحو ذلك هي أعضاء الأكل والشرب، فالغني المنزّه عن ذلك. منزّه عن آلات ذلك. بخلاف اليد، فإنّها للعمل والفعل، وهو سبحانه موصوف بالعمل والفعل…… وهو سبحانه منزّه عن الصاحبة والولد وعن آلات ذلك وأسبابه. ]
Ciyer,dalak ve benzeri orqanlar yemek ve içmekle alakadardir.(Yemek ve içmekten münezzeh olan)Allah bu orqanlardanda münezzehtir.Ama “el” böyle deyildir.O,iş ve hareket etmekle alakadardir.Yüce Allah iş ve haraket etme hususiyyetlerine sahibdir.Yüce Allah çocuk sahibi olmaktan ve bunlarin meydana gelmesine sebep olacak orqanlardan da münezzehtir(İbni Teymiyye,Risale-i Tedmüriyye,sayfa 92-93)

(Not:Ibni Teymiyyenin Allaha orqan nispet etmesi ileride tartisilicak ve bu konudaki yanlis fikirleri Ehli sünnet nezdinde deşifre edilecektir)

Bu görüşüyle İbni Teymiyyenin Ehli Sünnete nasil mühalefet etdiğini sizlere senedleriyle birlikte sizlere takdim etmekteyiz.Allah haraket etmekten,inip yükselmekten,kalkip oturmak gibi mahlukata has sifatlardan münezzehtir.

Şafi alimlerinden Abdul Kahir El Bağdadi (v. 429 h/1037 m) kendisinin “El Fark Beynel Firak” adlı kitabinda diyor ki:

وأجمَعوا على نفي الآفاتِ والغُموم والآلام واللّذات عنه , وعلى نفيِ الحَرَكة والسُّكون عنه خلافَ قولِ الهِشامِيّة مِن الرّافضة في قولها بجواز الحركة عليه

“Ehli Sünnet, sıkıntı, qam, ağrı ve lezzetlerin, ayni zamanda rafizilerden Hişamiyye koluna, “Allah hakkında haraketin mümkün olması” görüşlerine mühalif olarak, haraketin ve sükunetin Ondan nefy olunması üzerinde icma etmişdir.”
Kaynak: Abdul Kahir El Bağdadi: El Fark Beynel Firak: 333
Kahire: Metbeatul Medeni

Şafi alimlerinden olan Hafiz Ebu Bekr El Beyhaki (384-458 h/994-1066 m) rahimahullah kendisinin “El İtikad” kitabında buyuruyor ki:

وَأنَّ إتْيانَه ليس بإتيانٍ مِن مكانٍ إلى مكانٍ , وأنَّ مَجيئَه ليس بحركةٍ , وأنَّ نُزولَه ليس بنُقْلةٍ , وأنَّ نفْسَه ليس بِجسمٍ , وأنَّ وجهَه ليس بصورةٍ , وأنَّ يدَه ليستْ بجارحةٍ , وأنَّ عينَه ليست بحَدَقةٍ
وإنَّما هذه أوصافٌ جاء بها التَّوقيفُ فقُلْنَا بها ونفيْنَا عنْها التَّكييفَ

“Bilinmelidir ki, Onun (zahiren geliş anlamini veren) “ityan”ı bir mekandan başka bir mekana olan geçid, (yine zahiren geliş anlami veren) “meci”si haraket, (zahiren iniş anlami veren) “nüzul”u (bir yerdən başka yere) geçmek, nefsi cisim, (zahiren yüz anlami veren) “vech”i surat, (zahiren el anlamini veren) “yed”i orqan, (zahiren göz anlamini veren) “ayn”i göz bebeği deyildir!
Bunlar şeriatin getirdiyi vasflardir, biz de onları kabul ediyor ve keyfiyyetlerini nefy ediyoruzs.”

Kaynak: Ebu Bekr El Beyhaki: El İtikad: 123
Riyad: Darul Fadile: 1420/1999

Eski Hanefi alimlerindən El Hakim Es Semerkandi (v. 345 h/956 m) “Es Sevedul Azam ala Mezhebil İmamil Azam” adlı eserinde, Yüce Allaha mekan nispeti hakkında diyor ki:
أنه ينبغِي له ألا يُثبِتَ له تعالى مكاناً ولا مجيئاً ولا ذَهاباً ولا صفةً كصفةِ المخلوقين , لأنَّ تمامَ الإيمانِ أن يَعرِفَ اللهَ تعالى ولا يشتغِلَ بكيفيَّتِه

“(Müminin) Yüce Allaha mekan, gidiş, geliş ve mahlukatin sifatlari gibi her hangi bir sifat isnad etmemesi lazımdır.
Çünki, imanın tamamlanması (müminin) Yüce Allahı tanıması ve Onun nasilliği ile meşgul olmamasıyladır.”

Kaynak: El Hakim Es Semerkandi: Es Sevedul Azam: 66
İstanbul: Mektebatu Yasin: 2011

Şafi alimlerinden İbn Həcer El Askalani (773-852 h/1372-1449 m) nüzul hadisinden konuşurken bu hakda selefin ve halefin itikadini böyle ifade ediyor:

فمعتقَدُ سلفِ الأئمة وعلماءِ السنة مِن الخلف أنَّ اللهَ منزهٌ عن الحركة والتحوُّل والحلول

“Selef imamlarının ve halefden olan Ehli Sünnet alimlerinin itikadi budur: Allah haraketden, yerdeyişmeden ve hululdan münezzehdir.”
KKaynak: İbn Hacer: Fethul Bari: 8/505
Riyad: Daru Teybe: 1426/2005

Selefden olan meşhur mühaddis İbn Hibban El Busti (270-354 h/883-965 m) Allahın nüzulunun haraket ve yerdeyişme olmadığını bildiriyor:

كذلك ينزِل بلا آلةٍ , ولا تحرُّكٍ , ولا انتقالٍ مِن مكانٍ إلى مكانٍ

“Ayni zamanda O (yani Allah) alet, haraket, bir mekandan başka bir mekana intikal/yerdeyişme olmadan nüzul ediyor.”
Kaynak: İbn Hibban: Sahih İbni Hibban: 3/201
Beyrut: Muessesetur Risale: 1414/1993

Şafi alimlerinden İbnul İraki olarak tanınan Hafiz Ebu Zura Veliyyuddin El İraqi (762-826 h/1361-1423 m) ona verilen “sifatlar hakda doğru itikad nasil olmalıdır?” içerikli soruya cevaben diyor ki:

أن لأهلِ العلم في آياتِ الصفاتِ وأحاديثِ الصفاتِ قولينِ مشهورينِ : أحدهما – وهو مذهبُ السلفِ – أنه لا يُتكلَّم في معناها , بل يجب علينا أن نؤمنَ بها , ونعتقِدَ لها معنى يلِيق بجلالِ الله سبحانه وتعالى مع اعتقادنا الجازمِ أنَّ اللهَ سبحانه وتعالى ليس كمثلِه شيءٌ , وأنه منزهٌ عن الأجسامِ والانتقالِ والتحيُّزِ في جهةٍ , وعن سائر صفاتِ المخلوقين , ليس كمثله شيءٌ وهو السميع البصير , وقد ذهَب إلى هذا جماعةٌ مِن المتكلمين أيضاً , وهو أسلمُ وأقلُّ خَطَراً

“İlim ehlinin sifat ayeleri ve hədisleri hakda iki meşhur görüşü var:
1. Selefin mezhebi. Bu nassların anlamlari hakda konuşmamak lazımdır. Aksine bize düşen bunlara iman etmek ve Allahın – subhenehu ve teala – hiç bir misli olmadığına kati inanmakla beraber, Yüce Allahın celalina layik olan anlama itikad etmekdir.
Ayni zamanda Yüce Allah cisimden, yerdəyişmeden/haraketden ve belli bir yönde yerleşmekten ve mahlukatin diger sifatlarindan münezzehdir. Onun misli hiç bir şey yokdur, O işitendir görendir.
Kelamcılardan bir qrup da bu görüşdedirlər vəebu görüş daha isabetli, daha tehlikesizdir.
2. Kelamçilarin ekseriyyetinin mezhebi. Bu nassları layikli anlamlarla tevil etmekdir …”

Kaynak: Veliyyuddin El İraki: El Ecvibetul Merdiyye anil Esiletil Mekkiyye: 17-20
Mektebetut Teviyetil İslamiyye

Hanefi alimlerinden Ebul Muin En Nesefi (418-508 h/1027-1115 m) bu hakda diyor ki:

ولا يجوز أنْ يوصَفَ الله تعالى بالمَجيء والذَّهاب , لأنَّ المَجيءَ والذَّهابَ مِن صفاتِ المخلوقين وأمَارات المُحدَثين , وهما صفتان منفيّتان عن الله تعالى , ألا ترى أنَّ إبراهيمَ عليه السلام كيف استدلّ بالمُنتقِل مِن مكان إلى مكان أنّه ليس برب حيث قال : { فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الْآفِلِينَ } , ومعنى قولِه تعالى : { وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفّاً صَفّاً } أي أمرُ ربِّك

“Yüce Allahın geliş, gidişlə vasf edilmesi caiz değil. Çünki, geliş ve gidiş mahluklarin sifatlarindan ve sonradan yaradılmışların alametlerindendir. Bu ikisi (geliş ve gidiş) yücü Allahdan nefy edilen sifatlardandir.
Görmüyormusun İbrahim – aleyhisselam – bir mekandan diğerine geçenin rabb olmadığına “Yildiz batınca dedi: batanları sevmiyorum” ayetinde ifade edildiyi şekildə nasil delil getirdi?
Yüce Allahın “Rabbin ve melekler saf saf geldiyi zaman” ayetinin anlami ise, Rabbinin emri geldiyi zamandır.”
Kaynak: Ebul Muin En Nesefi: Behrul Kelam: 110
Mektebatu Daril Farfur:1421/2000

Müfessirlerden Nizamuddin En Neyseburi (v. 850 h/ 1446 m) kendisinin “Ğaraibul Kuran ve Rağaibul Furkan” adlı tefsirinde Bakara suresi 210-cu ayetini açiklarken diyor ki:

وأمّا إتْيان اللهِ فقدْ أجمَع المفسِّرون على أنّه سبحانَه منَزّهٌ عن المَجيء والذَّهاب لأنَّ هذا مِن شأن المُحدَثات والمُرَكّبات وأنّه تعالى أزليّ فَرْد في ذاته وصفاته
فذكَروا في الآية وجهَيْن

الأول – وهوَ مذهَب السّلف الصالح – : السّكوت في مِثل هذه الألفاظ عن التّأويل وتفْويضُه إلى مُراد الله تعالى , كما يُروى عن ابنِ عبّاس أنّه قال : نزَل القرآن على أربَعة أوجُهٍ : وجْهٌ لا يُعذَر أحدٌ بجهالته ، ووجه يعرِفه العُلماءُ ويفسِّرونه ، ووجه يُعرف مِن قِبَل العَربِيّة فقَط ، ووجه لا يعلَمه إلا الله

الثاني : وهو قولُ جمهور المتكلِّمين : أنّه لا بُدّ مِن التأويل على سَبيل التَّفصيل , فقيل : جُعِل مجيء الآياتِ مَجيئاً له تفخِيماً لها كما يُقال ” جاء الملِك ” إذا جاء جيْشٌ عظيمٌ مِن جِهَته
وقيل : المُراد إتيان أمره

“Allahın (zahiren geliş anlamini veren) “ityan”ına gelince, bütün müfessirler noksansiz olan Allahın geliş ve gidişden münezzeh olduğunda icma etmişler. Çünki bunlar, yaradılmışların ve hisselerden oluşmuş olanların özelliklerindendur. Ayni zamanda da Allahın, zatında ve sifatlarinda ezeli ve tek olmasında da icma etmişler.
Bu ayet hakkında iki vech kayd etmişler:

Birinci görüş – ki bu salih selefin mezhebidir – bu lafzlarin tevili/açıklaması yönünde susmak ve (anlamini) Allahın murad etdiyine tefvid/havale etmekdir. Nasil ki İbn Abbasdan – radiyallahu anhume – onun bu tür dediyi rivayet olunmuşdur: “Kuran dörd kisimda indirilmişdir:
Birinci kisim: Ondan cahil kalınması hiç kimse için özürlü sayılmayan kisimdir.
İkinci kisim: Alimlerin bildiyi ve tefsir etdiyi kisimdir.
Üçüncü kisim: Yalnız arap dili vasitasiyla anlaşılan kisimdir.
Dördüncü kisim: Allahdan başka kimsenin bilmediyi kisimdir.

İkinci görüş – ki bu mütekellimlerin cumhurunun görüşüdür – bu ayetlerin tefsili bir şekildə tevil olunmasının jaçınılmaz olduğudur. (Bu görüş sahibleri tarafindan) şöyle deyilmişdir: ” ( Her Hangi bir sultan ) tarafindan gelen azametli bir ordu hakkinda “sultan geldi” deyildiyi gibi, yükseltmek maksadiyla, ayetlerin/alametlerinin gelişi de, Onun (zahiren geliş anlamini veren) “mecisi” gibi kaleme verilmişdir.
Ayni zamanda “murad olunan emrinin gelmesidir” tevili de ireli sürülmüşdür.”
Kaynak: Nizamuddin En Neyseburi: Ğaraibul Kuran ve Rağaibul Furkan: 1/579
Beyrut: Darul Kutubil İlmiyye: 1416

Categories: Akide | Leave a comment

Post navigation

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Create a free website or blog at WordPress.com.

%d bloggers like this: